Güney Azerbaycan'ın gür sesi: Araz Elses ile söyleşi


Öncelikle okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız Araz Bey?
1971’de Güney Azerbaycan’da Urumu Gölü’ne yakın, Karapapak Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Sulduz kentinde doğdum. Ufak yaşlarımdan beri müziğe bir rağbet, sevgi besliyordum. Ben büyüdükçe bu sevgi de bende büyüdü. Bilirsiniz oralarda benim çocukluk çağlarımda müziğe de bir baskı vardı. Bu baskıya rağmen kendi kendime saz çalmaya, başka müzik aletlerini öğrenmeye çalışıyordum. Yeni yetme yaşlarımda daha çok sazla birbirimizi sevdik ve sazla bizim yolculuğumuz başladı. 15 yaşlarımda sazla bir yolculuğa başladık. Saz benim için bir silah gibidir. Yolculuğa başladığımız zamandan beri bütün etrafımızda baş veren olaylara itirazımı bildirmeye çalıştım. İran’da İran rejiminin Azerbaycan Türklerine yürüttüğü siyasete, o iğrenç baskı siyasetine mahnılarla itirazımı iletmeye başladım. Aslında birçok defa da söylediğim gibi saz benim silahım; mahnılarım, şarkılarım, parçalarım benim kurşunlarımdır. Sazla yolculuğum o zamandan başladı ve hala devam etmektedir. Genç çağlarımda baskılardan dolayı doğduğum Güney Azerbaycan’da kalamadım ve oradan çıkmak zorunda kaldım. Kuzey Azerbaycan da o zaman yeni bağımsız olmuştu, 1 yıl orada yaşadım. Tabi orada da baskılar ve çetinlikler vardı. 1997 yılında oradan Norveç’e gittim, Avrupa yazarlar Parlamentosu’nun aracılığıyla Norveç’e yerleştim ve yaşadım daha sonra oradan İsveç’e göçtüm ve hala İsveç’te yaşamaktayım. Azerbaycan'ın birçok şehrini gördüm ama en çok Bakü’de vakit geçirdim. Bu süreçte orada Araz Elses olarak tanınmaya başladım. Mahnılarımla, türkülerimle gecelerimiz, konserlerimiz olurdu. Buralarda halkımızın Güney Azerbaycan’daki halini, yaşadıklarını anlatmaya çalışıyordum.

Yaptığınız müzik ile birçok Türk gencinin yadına bir “bütövlük” ateşi düşürdünüz. Peki sizce günümüz şartlarında birleşme ne kadar mümkün?
Azerbaycan bölünmüş bir ülkedir. 1800 başlarında Rusya ve İran’ın arasındaki anlaşmaları sonucunda bölünmüş, toprağımız parçalanmıştır. Bütövlük benim en büyük arzumdur, Azerbaycan’ın bütövlüğüdür. Azerbaycan bütövleşmediği sürece ağrıları acıları dinmeyecektir. Bizim bütün ağrılarımız, acılarımız bütövleştiğimiz zaman sona erecektir. Ve ona göre de benim bağırtım bütövlüktür. Bu bütövlük sadece Azerbaycan ile bitmiyor, Türk’ün bütövlüğüdür. Türk bir beden gibi hareket etmelidir ne yazık ki şu anda bir beden gibi hareket edemiyoruz; parça parçayız siyasette, ekonomide… Sovyetler dağıldı, dağıldıktan sonra Türk Cumhuriyetleri yeniden canlandı, devletlerimiz kuruldu, bayraklarımız yüceldi, Türkistan’daki devletlerimiz ile Anadolu’daki devletimiz arasında yeniden yakınlaşma başlatıldı. Başlarda güzel başlamıştır ama birçok çalışma sadece sözde kaldı. İşte görülecek çok işimiz var ancak yeterince iş yapılmadı onun için sözde kaldı. Resulzade’nin dediği gibi veya Hacı Bektaşi Veli’nin dediği gibi bir olalım, diri olalım. İri bir milletiz ama diriliğimiz birliğimize bağlıdır. Ne kadar iri bir millet olsak da birliğin olmazsa senin diriliğin olamaz. Özellikle bölgemizin kuzeyinde Rusya gibi güçlü bir devletin olması, başka yönden Çin’in günümüzde güçlenmesi... Avrupa birliği, Amerika var… Biz Türk Cumhuriyetleri olarak bugün nasıl durumdayız sizler de gayet iyi biliyorsunuz. Bugünkü durumumuz sevindirici değil, biraz önce de söylediğim gibi bir beden gibi hareket etmeliyiz. Ne yazık şu anda böyle değiliz. "İşte, dilde, fikirde birlik" demiş büyüklerimiz ancak bakalım bugün ne kadar “İşte, dilde, fikirde birliğiz.” Ekonomik bakımdan en zayıf olan Kırgızistanımızdan tut gel gelelim Kazakistanımız, Azerbaycanımız, Türkiyemiz, Kıbrısımız… Burada bizim siyasi olarak çokça birlikte işlerimiz var ama bunun derinlikleri yok. Bunlardan daha sıkı ilişkilerimiz olmalı, bütövlüğe giden yolda daha birleşik adımlarla ilerlemeliyiz.
Sizce bir sanatçı ve söylediği şarkılar nasıl olmalıdır?
Her sanatçı sanat yoluna girdiğinde hangi düşüncelerle girdiyse, o düşüncelere bağlıdır. Bir sanatçının nasıl olması gerektiği; bana gelince sazım ve sözüm benim silahımdır. Milletimin derdi var, derdini bağırmaya çalıştım ve çalışıyorum. Bu milleti birliğe, bütövlüğe, kurtuluşa, sesleyen bir ozan olarak bu yoldayım. Herkesin sanatta değişik fikirleri var ama benim çalıştığım tek şey milletimin, toprağımın sesi olmak. Toprak dediğimizde, millet dediğimizde gerçekten çok mutlu sayıyorum kendimi. Büyük bir milletin küçük bir sanatçısıyım. Çok büyük bir milletiz. Çin sınırından Balkanlara kadar at üstünde gide gide, çapa çapa, gele gele, Türkçe konuşa konuşa giden, sazla sözle şarkılar söyleyerek gezip dolaşmaktır. Bu millete söylenecek yazılacak çok güzel şeyler var, bu millete layık olan. Ben de elimden geldiğince milletime layık olmaya bu toprağa, topraklarımıza, yurtlarımıza layık olmaya çalışıyorum.

Son zamanlarda özellikle “Türk Tractör” takımının gerek taraftar grubu gerek kendisinin eylemleriyle, Güney Azerbaycan Milli Uyanışı diğer Türk ülkelerindeki Türkçülerin umutlarını artırdı. Siz Güney Azerbaycan’ın bugünkü durumunu nasıl buluyorsunuz?
Güney Azerbaycan gerçekten de Türklüğün yüreğinin tam da çarptığı yerdir bugün. Biz Güney Azerbaycan Türkleri olarak çok acılar çektik, taptalandık (döğüldük), o yüzden taptalandıkça keskin bir kılıca dönüştük. Bizim karşımıza çıkanlara yazık. Milletim Türklüğe öyle sarılmış ki dünyanın hiçbir yerinde bunun başka bir örneği yoktur. Okulu olmadan, eğitim almadan bugün Güney Azerbaycan’da yazılan edebi eserlerimiz; romanlarımız olsun şairlerimiz olsun, aparı, dupduru bir Türkçe ile yazılmıştır. Türkçenin bütün güzelliğini görebilirsiniz eserlerimizde. Halkımızda sağ sol ayrımı yoktur, Güney Azerbaycan Türklüğü birlikte hareket etmeye çalışıyor. Oradaki soydaşlarımız Türklüğümüzün parçalanmasına izin vermedi. Bildiğiniz gibi Türkiye’de de diğer yurtlarda da böyle sağ sol olayları var ve ne yazık ki hala da bitmedi ama bizde böyle şeyler yoktur. “Millet” dediğiniz zaman millet sağıyla soluyla birleşir, derdini bitirmeye çalışır. Bizde sağcısıyla solcusuyla, İslamcısıyla, dinsiziyle millet dediğimiz zaman herkes birleşmeye çalışır ve bundan sonra da bunu yapmaya çalışacağız. Yani millet yoluna çıktığımızda kimsenin bizi bölmesine izin vermeyeceğiz. Güney Azerbaycan gerçekten de Türklüğün en kaynayan, en kaynar noktasıdır. Güney Azerbaycan düşünün ki, yarın bir gün İran’da bir olaylar olacak, ilerleyen yıllar içinde kesinlikle olacak. Bu olaylara Türkiye Devleti ne kadar hazırdır ? Umudum odur ki hazır olsun, Azerbaycan da aynı şekilde.
Bir patlayış olacak ve Güney Azerbaycan’daki Türkler kalkıp öz haklarını isteyecek, öz sözlerini söyleyecekler. O zaman bizim soydaşlarımız Türkiye olsun, Kuzey Azerbaycan olsun, bizim sesimize ses vermeye hazır olmalıdırlar. Azerbaycan birleşecek, bu muhakkak olacak, yani bütövleşecek. Azerbaycan bütün bir devlet olacak yeniden, Azerbaycan birleştikten sonra aslında bütün Türk dünyası birleşecek yeniden. Güney Azerbaycan aslında bir köprüdür. Türkiye ve Türkistan arasında bir köprüdür, bu köprünün kurulması her bir Türk’ün borcudur. Elinden geleni yapmalıdır. Bu köprü kurulduktan sonra inanıyorum ki Türkiye’nin güney sınırında olan küçük olaylar çözülecektir. PKK, PJAK olayları hepsi çözülüp gidecektir. Bugün Güney Azerbaycan bütün Türk dünyası için çok önemlidir . Türkiye bir devlet olarak da, millet olarak da yarın bir gün İran’da olacak olan olaylara hazır olmalı. İran’da yaşayan Türk varlığını unutmamak ve yarın bir gün onlara destek olmak bizim kan borcumuzdur. Ve buna Türkiye de Azerbaycan da hazır olmalıdır...

Ve Elçibey, hepimizin zihinlerinde yer eden sizin Elçibey’in kabrinde olduğunuz dakikalar… Elçibey hakkındaki düşünce ve görüşlerinizi de merak ederek size o anlarda neler hissettiğiniz sorusunu yöneltmek istiyorum.
Elçibey kimileri için devlet başkanı, cumhurbaşkanı, kimileri için parti başkanı… Elçibey devlet adamı, Elçibey bilim adamı. Benim için Elçibey bir ışıktır. En karanlık günlerinde Azerbaycan’ın bağımsızlık hareketinin lideri ve o karanlık yollara ışıktır. Bir ocaktır Elçibey, milleti üşüdüğü zaman ona bir ocaktır. Elçibey’e gittiğimizde, sağlığında, yüzümüze her zaman kapısı açıktı. Özellikle de Güney Azerbaycan’dan kim gelirse gelsin ona kapısı hep açıktı. Elçibey gerçekten eşsizdi. Ona benzeyen bir insan bir daha gelmez. En zor günlerde Güney Azerbaycan’ı dile getiren Güney Azerbaycan hakkında konuşan, Azerbaycan’ı birliğe, bütövlüğe çağıran bir liderdi. Elçibey her zaman Türk dünyasının birliğinin vacip olduğunu konuşan bir insandı. Elçibey bir ocaktır, ışıktır. Işığın başına herkesin toplanması gerekir, bu ışık fiziki olarak göçtü gitti diye düşünenler var “Ben fizikten daha çok ruh adamıyım” bu Elçibey’in kendi sözüdür, “Ruh adamıyım.” Ben düşüncenin öldüğüne inanmıyorum Elçibey bir düşüncedir. Bu düşünce yaşıyor ve yaşayacaktır. Azerbaycan yaşadıkça, Türk dünyası yaşadıkça bu düşünce hep yaşayacaktır. Bu düşünceyi taşıyan insanların beyninde ve yüreğinde Elçibey hep var olacaktır.
Elçibey ve hükümetini devirme planının uygulanışında Elçibey neden yalnız bırakıldı ? Özellikle halk ve ordu tarafından.
90lı yıllar Azerbaycan için çok karışık yıllardı. Rusya ve İran, Azerbaycan adlı bir devletin varlığını kesinlikle istemiyorlardı. Bunun için Azerbaycan içinden hainleri bulup kışkırtmaya, Azerbaycan dışından da Ermenistan’ı kışkırtmaya başladılar. Elçibey ve Azerbaycan yönetimi büyük baskılar altında kaldı. Elçibey milletini çok seven birisiydi. Bir vatandaş muharebesi olmasın diye kesinlikle vatandaş kanı dökülmesin diye Haydar Aliyev’le görüşüldü ve Haydar Aliyev Azerbaycan’a geldi kendisi ise Nahçıvan’a döndü. Bu sayede Azerbaycan’da vatandaş muhaberesinin karşısını aldı. Ondan sonraki olayları zaten hepimiz biliyoruz. 90lı yılların başlarında Azerbaycan yeni kurulmuş bir devletti ve halk yeni kurulmuş bir devletin vatandaşıydı. Bu sebepten vatandaşlarda bir hareket bilinci, oturmuş bir bağımsızlık siyasi duruş oluşmamıştı. Bu sebeple olduğunu düşünüyorum.
Teşekkür ederiz Araz Bey. Tanrı sazınıza, sözünüze esenlik versin.
Ben de sizlere yayın hayatınızda başarılarınızın devamını dilerim.
Burak Öztürk
Kam Davulu Dergisi
2020


Yorumlar